14 Temmuz 2017 Cuma

21 Mayıs 2017 Pazar

Ölüme Kafa Attım İnan Ki

Selam! Bir küçük ölüme kafa atmış bulunmaktayım. Baktım okul bitiyor ama tezin biteceği yok bende öleyim en iyisi dedim galiba. Kendimin bile haberi yok bu durumdan çünkü baya büyük bir şoka girdim. Uzun lafın kısası KAZA YAPTIM!  Evet evet ben kendim yaptım. Karşı tarafın yanlış sollama yaparak beni savurmasının de bir miktar etkisi olmuş olabilir. Trafik polisleri beni azarlayarak kazayı benim yaptığıma inandırdılar doğrusu.
Gitti mis gibi Toyota'm!
Arabada Siyah da vardı. Kemer takmamak için arka koltukta oturmayı tercih eden akıllı arkadaşım kaderin cilvesine tosladı. Araç tam onun oturduğu yerden vurdu ve bizi savurdu. Kapı açılmıyor o ağlıyor bir yandan polis ambulans vs.
Bir miktar şoka girmişim ama çevremde iyi insanlar varmış hiç ummadığım kişiler koştu geldi. Gözümde o kadar devleştiler ki anlatmaya kelimeler yetmez. Bu olay Siyahla olan dostluğumuzun sınavıydı. Ben ona zarar verdim diye kahrolurken diğer köşede o ben sebep oldum diye kahretmiş. Şimdi bunları yazarken gülüyorum ama o anda insanı, birinin zarar görmesine sebep olma düşüncesi bitiriyor. Bittim de. Tam bir hafta atamadım üzerimden. Ruh gibiydim. Kazadan bir gün sonra formasyonda ders anlattım. Zombi öğretmen ahanda böyle olur dercesine..

Kısacası ölmedim falan yazıyordum ya onlar hiçmiş. Ciddili ölümlerden döndüm millet. Önümüzdeki on yıl “Bilmem farkında mısın ben kaza yaptım!” diyeceğim. 
Şükürler olsun ölmeden atlattık bu kazayı, en kötüsü bu olsun lütfen çok amin!

6 Şubat 2017 Pazartesi

Öldürmeyen Allah Formasyon Aldırıyor Sanki

Selam iki bir şey konuşup gideceğim. Öncelikle hala ölmedim. Hayata sıkı sıkı tutunuyor da değilim neden hala hayattayım bilemiyorum. Bunlar kimin oyunları çözemedim. Kafamda deli sorular. Acaba bir sabah bende böcek olarak uyansam ne kadar mutlu olurum ki? Bence çok mutlu olabilirim aynalara bakmadığım zamanlarda.. neyse şaka bir yana bana biraz kızmanız lazım galiba. Hata tezime başlamadım hocam beni kesecük!
Dostlar! Hani hep derler ya kitabı kapağına göre yargılamayın diye. Hangimiz bunu yapıyoruz peki? Ben yapamıyorum çok net söyleyebilirim. Über derecede ön yargılı biriyim.  Sonrasında sürekli pişman olsam bile. Peki ya siz? Bir kitabı kapağı ilginizi çektiği için eline alıp arka kapağını okumuyor musunuz? En basiti birinden hoşlanmak için bile önce dış görünüşünün güzelliğine bakmıyor musunuz? Hiç kimse çok alımlı olmayan bir kıza uzaktan bakıp ilgi duymaz, tanışmak istemez. Kızlar da farklı değil. Onlara gelen bir çocuğun önce tipine bakılır, hoş gelirse de babanesinin üvey kardeşlerine kadar stalklanır.
Ancak beğenmediği bir kimseyse ne yaptığı ne kadar aktif, özverili olmasının hiç önemi olmaz o damat aday adayının. Galiba biz insanlar çok korkunç canlılarız ve ya da iyi-kötü insan yok sadece çıkarlar ve zaaflar var bu dünyada. Daha iyi bir insan olmak için çıkarlarımızı çok fazla düşünmemeliyiz sanırım. J.S.Mill’in dediği gibi fayda önemli ancak ulaşabileceği en fazla fayda sağlamak koşuluyla! Bir düşünün derim.

Gençler ve genç hissedenler. Benim çok duyarlı bir arkadaşım var ve müzikle ilgileniyor. Size tavsiye bir rap parçası şuraya bırakıp gidiyorum. Kimseyi kırmak, eleştirmek niyetinde değilim. Herkes düşüncesini özgürce paylaşabilmelidir. Sevgiler..

30 Aralık 2016 Cuma

2016'nın Okunan Kitapları Falan Filan

Üç yılı yatarak geçirdikten sonra gelen yıl neden bütün her şeyin bu yıla yığılmış olduğunu anlayamıyorum. Nefes almaya dahi doğru dürüst vaktim yok. Her günüm dolu ve benim biran evvel tez kitabımı okumam gerekiyor. Tabi tüm suçu okula atıp kendimi sıyıracağım yoksa ben bu işin altından ölsem aklanarak çıkamam. Hatalarım büyük! Sosyal medya ya da zaman emici demek daha doğru olur. Bir de daha çok ilgimi çeken kitapları okumak daha cazip geliyor.
Kitap demişken geçen yıl neredeyse hiç okumadığım için yılbaşında yeni yıl için hedef koydum. Tabi ki yüksekten uçtum ve yanına yaklaşmak şöyle dursun yarısına yetişir gibi oldum. Geçen yıl okuduklarım:
·         Yalnız Kadınlar Sokağı
·         Kral oidipus
·         Labirent: Ölümcül Kaçış
·         Labirent: Alev Deneyleri
·         Labirent: Son İsyan
·         O Adam Buraya Gelecek (okuduğum son pucca kitabı daha da okumam! )
·         Kötü Çocuk
·         Küçük Prens (Kitabı çok anlamadım belki ama filmine hayran kaldım)
·         Bana Kadar Yolun Var
9 Kitap okuyup kafa tutar gibi yeni yılda 50 kitap okuyacağım demek biraz show bence! 2016 okuma listemden önce aldığım kitapları hepsini değil ama bir kısmını söylemek istiyorum. Zira 85 kitap satıl almışım ve arada unutup atladıklarımda vardır.

·           Oğullar ve Rencide Ruhlar + Cehennem Çiçeği (okurken bayıldığım ve devam kitabında ufak sarsılmalar yaşasam da çok sevdim)
·           Momo (Zaman kavramına karşı ufkunuzu genişletiyor)
·           Audrey’i Bulmak
·           Satranç
·           Parçalanmış Gülüşler (Tolga’ya göz kırpar geçerim)
·           Otomatik Portakal
·           Sapiens (Merakımı cezp etse de almadığım ancak hoca ders kitabı olarak aldırınca sevindiğim ve ardından ders kitabı psikolojisine girip layığıyla okumadığım kitap, aslında eğlenceli okuyun derim)
·           Hayal Kahramanları
·           Siddhartha
·           Kadın Tamircisi
·           Tutunamayanlar (Hala Oğuz Atay’ı okumamış olmaktan utanç duyuyorum! En yakın zamanda okuyacağım)
·           Korkuyu Beklerken
·           Göğe Bakma Durağı
·           Koşmasaydım Yazamazdım
Bunlar büyük bir aşkla aldığım kitapların bazıları ve şiddetle tavsiye diyorum özellikle okuduklarımı. Şimdi sıra utanç verici okuduklarım listesinde:
1.   Sıfır /Tunç Kılıç
2.   Parçalanmış Gülüşler /Tolga Yazıcı
3.   4N1K /Büşra Yılmaz
4.   Gözölük /Koray Yersüren
5.   Yabancı/ Öznur Yıldırım
6.   Dönüşüm /F.Kafka
7.   Kim Güldüye Gittim Gelecem /Mine Sota
8.   Kadın Cinayetleri / Verda Pars
9.   Pasaklı Tanrıça/ Sophie Kinsella
10. Audrey’i Bulmak /Sophie Kinsella
11. Milena’ya Mektuplar / F. Kafka
12. Şans Bizi Bulunca / Merve Yıldız
13. Benimle Asla Tanışamayacaksın / Leah Thomas
14. Platon’un Aşkı /Rafet Elçi (Hayran Kaldım!)
15. Ev Kızı Evren / Filiz Şakar
16. Momo / Michael Ende
17. Oğullar ve Rencide Ruhlar /Alper Canıgüz
18. Satranç / Stefan Zweig
19. Aforizmalar /F. Kafka
20. Cehennem Çiçeği /Alper Canıgüz
21. Yok Bana Sensiz Hayat /Aslı Tohumcu
Çizgi Romanlar ve Mangalar ise
·           Thanos Yükseliyor
·           İron Man: İç Savaş
·           M.S. Marvel
·           Suicide Squad
·           Ao Haru Ride (Manga tavsiye ederim ben çok eğlendim)

22 Ekim 2016 Cumartesi

Ölene Kadar Ölümsüzmüşüz Diyolla?

Hayat zor..kuşlar bile ölümlüyken pozitif olmak zor geliyor. Neden mi bu kadar karamsarım? Hemen anlatayım. Sanırım arabam var diye küçük minnak bir hava atmış olabilirim. Ardından çok değil 15 dakika içinde arabama çarpmış olabilirler. Suç bende değil o konuda netim. Ama çok tırstım öyle böyle değil. Yanımda arkadaşlarım olmasa salya sümük ağlardım. Neyse ki geçti gitti. Hasar küçük falan filan derken halledildi. Ama bana büyük bir tırsma gelmedi değil.
Yarın formasyon zımbırtısına oralara gitmem gerekiyor. Kaderime ağlayarak giderim büyük olasılıkla. Hocamız şu çok satan sapiens kitabını ders kitabı yaptı. Okuma hevesim zorunlulukla söndü. Geçen hafta sınavım vardı. Sınav sabahı canım çalışmak istemediği için evi temizlemeye girişecektim neredeyse. ders için okumam gereken kitaplar birikti.


Tez için hocayla gidip görüştüm. Şu kitabı okumaya başla dedi. He yav he dedim hala kitaba el sürmedim. Ay çok tembel bir öğrenci oldum ben galiba. Birde akademisyenlik işi baya uzakta artık. Önümdeki rakiplerden bana sıra gelmeyecek muhtemelen. Ortalamaları fiuv almış başını gidiyor. Bilmiş bilmiş konuşup araya iki terim de sıkıştırıp zeki gözükmeyi de beceriyorlar. Bense adeta moron ifadeyle onlara bakıyorum. Sizce hangimizi işe alırlar? Tabiki de onları. Farkındayım. Gerçeklerle yüzleştim kaderime sövüyorum. Dünya bu kadar saçmalıkla doluyken bizden mantıklı olmamız nasıl bekleniyor anlamıyorum doğrusu. Gün geçmiyor ki Türkiye bir rezilliğe daha imza atıyor. Dünya korkunç bir yer halini aldıkça sığamaz oldum. Ne dünyaya ne de kendi kabıma. Bazen sadece bağırmak istiyorum. “Yetişin komşular adam öldürüyorlar!”

14 Eylül 2016 Çarşamba

Bana İyi Davranın Sizi Seviyorum.!

Selam! Çok değil azıcık nazlanıp gideceğim…
Pek bir bereketsiz ramazan geçirdim, ramazandan iki hafta önce fenalaşıp acillik oldum sonuç? Yanlış teşhiş! Geçti sandım ramazan oruç giderken bir sahur vakti gene fenalaşarak acile koşturduk. Acil yolunda babam neredeyse kaza yapıyordu. Neyse ki taksiyle dikiz aynalarına çak beşlik yapmasıyla yetindi. Taksici yolu kesti falan filan derken ben hastanenin önünde inip anıra anıra acile yürümek zorunda kaldım. Ciddiyim anırma konusunda. Orada görevli beni görüp tekerlekli sandalyeyi kaptığı gibi geldi Allah razı olsun ondan! O tahlil senin bu iğne delikleri benim bayağı debelendik. Ağrıdan duramıyorum kıvranıyorum ama nasıl solucan halt eder yanımda.
Ultrason çekeceğiz dediler ama tuvalete sıkışık olmak gerekiyormuş. Damacanayla su içtim bana mısın demedi. Neyse öyle böyle ultrasona gittik. Karnımda bir yerde kist varmış. Rahimde değil karnımda vücudum bile saçma sapan yahu. Gece 2cm olduğu söylendi. Sabah doktor gelsin o karar versin ameliyata dediler. Ben Yusuf Yusuf Yusuf Yusuf ama nasıl Yusuf anlatamam. Ağrı kesici serumlar iğneler bana mısın demedi. Birde kadın doğum katında bir odadaydım gelen geçen doğum sancısı mı diye sorup durmuş anneme. O kadar sancı çektim hani çocuk? Bana çocuk verin lan çektiklerim boşa gitmesin! Gece ikiden sabah 9 buçuğa kadar ağrı çektim ve düzenli aralıklarla istifra ettim.

 Sabah doktora al beni ameliyata artık diye böğürürken buldum. Ameliyat yarım saat kadar sürmüş. Kapalı ameliyatla şipşak kesip biçmişler. İyileşme sürecinde ilk birkaç gün kendimi çok kötü hissettim. Herhangi bir şey için birilerine muhtaç olmak korkunçtu. Daha sonraları bayağı toparlanınca ameliyatlı olduğumu unutup haldur huldur bişiler yapmaya kalkıştığım oldu. Beni dürtüp git otur diye azarlayanlar eksik olmadı. İyileşmem iyice tamamlandıktan sonra ise naz kısmına geçtim. Ameliyatlıyım bişi yapamam ay of aman ya… geçti gitti çok şükür.

Babamın ameliyat tantanasına zor verdiğim dersleri yükseltmeye aldım Allah’ım inşallah kalıp senemi uzatmam çok amin. Biri bana resim çizmeyi öğretsin. Başka biri bana tasarımla ilgili şeyler öğretsin. Ya da şey olsun ya birden beynime yüklensin bu bilgiler. Evet evet bırakın ışınlanmayı bulmakla zaman kaybetmeyi beynimize bilgisayar gibi gerekli bilgi dosyalarını şipşak yükleyebilme imkanını bulun. Yetkililer sözüm size. Bu aralar Kafka’ya kafayı taktım bilmiyorum. Okulda Nietzsche üzerine çalıştım bu yıl hangi filozofu seçsem diye kura çekmeyi planlıyorum.

Bana iyi davranın sizi seviyorum..Mutlu kalın!

14 Haziran 2016 Salı

Biraz Parçalanmış Gülüşler Biraz Parçaları Falan Filan..

Döndüm..vallahi bak. Dönüşüm pek muhteşem olmadı ne yazık ki. Rezil bir okul dönemi sonrasındayım. Üç adet FF ve seneye dair karanlık kehanetlerim var. Bütünleme olayı olsa kurtarırdım en azından ikisini ama lanet yaz okulu şeysi yüzünden olmadı. Okula devlete döner sermaye lazım para lazım parraa..
Kitap fuarına tabi ki gittim ve hunharca kitap alışverişimi yaptım! TOLGA YAZICI’ yı uzaktan dikizledim ve imzalı kitabımı gururla okudum. Usta ağzıma s*çtın yalnız. Allah’ım bu kadar acı çok fazla dedim, kendimce hikayelerin sonuna mutlu son yazayım dedim ama neresinden tutsam elimde kaldı. İçime oturan çok şeyler oldu.  Gülüşler ancak bu kadar parçalanabilirmiş.. Okuyun ve okutunuz efendim. bazı acılarla yüzleşmeliyiz..
Son sınavdan sonra bir ara acile gitmiş olabilirim. Konumuz bu değil. Tez başvuruları ilan edildi ve listede adım da olmayabilir. Sorun mıknaktısı gibiyim resmen. Tez işini de hallettim. Kendimi dinlemek istiyorum. Bu yaz adam akıllı bir tatil yapmak istiyorum önümdeki engel ise tüm heybetiyle kapı gibi babamken bu iş zor.
Yılın ikinci kitabını biraz önce bitirdim eve tam alnımın çatına tükürebilirsiniz. Hak ettim.  Bir dünya kitap aldım ve almaya devam ediyorum da. Sürekli ödev sunum hazırladığım dersi AA getirdim ama içim dışım Nietzsche oldu. Bir başka derste de bu muhterem zattan sorumluyuz bazı arkadaşlar notlarına kısaca niçe yazında deliriyorum. Onlara öylemi yazılır o diye atar yapıyordum.

Bu yazı güzel değerlendirmeliyim bissürü kitabım var okunacak işe onlarla başlıyorum. Ufak ufak yazmayla devam edeceğim. İmkan buldukça gezeceğim. Haydi bakalım bi bakmışız Rize’den size göz kırpan fotoğraf atmış olurum? (Çok amin Allah’ım çok amin)

27 Mart 2016 Pazar

Dönemedim Kara Gözlüm Ödev Olunca..

Geri dönüş olsa kalp sana geri dönmez mi? Dönemeyisice bişey olup çıktım farkındayım. Amma! Bu defa sağlam bir bahanem var. Böyle bir yoğunluk yok yani..
Bu dönem tez için hazırlık değerinde olan bir dersim var. İlk üç haftamız boş geçti. Okulun en kalifiye hocası girecekti lakin onu gitme durumu var diye iki hafta geyik muhabbeti yapıldı. Beni bir görsen nasıl kahroluyorum. Tecrübe gidiyor diye kendimi keseceğim. Yerine gelecek olan hocanın tecrübesizliğine konuşuyorum. Benim en büyük pişmanlığım bu önyargılar zaten. Yeni hoca geldi ay bir tatlı konuşuyor ‘’Kız noldu..’’ gibi konuşuyor bizimle. Ettiğim onca lafa bin pişman oldum.

Bu ara okul yolunda üçüncü kez jandarma çevirmesine takılıp “ehliyet, ruhsat” muhabbetine maruz kaldım. Hele ilk seferinde korkudan ölecektim. Gidebilirsiniz dediklerinde nasıl gazladım varyaaaa…
Geçen dönem büt zamanı bunalıma girip kafamı kızıl yapmıştım. Okul açıldığı hafta kızılı kapatabilmek için koyu kahveye boyamıştım. Şimdi de eski açık kahve hallerime dönmek için uğraşıyorum. Dönemedim ya.. kaç kutu boya heba ettim.
Birde diplerim açık kahve kalan kısmı siyah duruyor hepten Çingene gibi oldum. Bu saçlara çözüm bulamazsam çare kafamı kesmek..
Bu lanet hazırlık dersinde her hafta bir şey için araştırma hazırlık vs yapıyoruz. Kaç saatim bilgisayar başında geçiyor ama başımı kaşıyamıyorum ki buraya gelebileyim. Sosyal medyada baya bakıyorum telefon elimin altında olunca bir gözüm hep orada. Bazılarınızı oradan sıkı takip ediyorum, aktif kullananlarınızı..
Arada işe çağırıyorlar gidiyorum. Şunu anladım evin içinde kaldığımda hayat çok monoton. İş yerinde o kadar çok şey oluyor ki bana bir sürü malzeme çıkıyor. Sürekli gırgır şamata halindeyiz. Hele Cuma günü patron bizi kovaladı dağılalım diye.
Geçen hafta sunum yaparken heyecandan ölüyordum. Daha sonra da hoca bir şeyler sorduğunda her zamanki gibi mırıltı olarak cevapları söyledim. Kim dedi onu diye döndü. Sadece elimi kaldırdım. Olay ikinci kez olunca adımı sordu. Sonra ne mi oldu eve gelene kadar sırıttım. Sınıfta ortalama kasmış ve hocalarla arası müthiş olan rakibim vardı hoca zaten onun adını biliyor. Beni de öğrendi ohh!


Birde okulda kalma konusunda çok umutsuzum. Kocaelinden mezun bir arkadaşım bölüm birincisi olmasına rağmen torpili yok diye girememiş ay ben napayım hangi köprüden atlayayım, nereme harakiri yaparım. Bu dönem iyice kendimi gösterip ortalama yapmam lazım. Ortalama bir şekilde olur da bu pısırıklıkla kendimi nasıl göstereceğim ya of. Bıktım şimdiden ya. Bir ara sıkı dönüş yapacağım söz bak valla. 

28 Şubat 2016 Pazar

Gitmek ya da Sadece Uyumak?

Okulda bu yıl sürekli erasmus yapın baskısı görüyoruz. Bütün hocalarımız yurt dışına çıkın diye beynimizi yiyorlar adeta.
Birde yalaka tayfa var. Ayyy bir tane çocuk var sınıfta eli yüzü düzgün bir o var ama o da gitti muşmula gibi bir kızla sevgili oldu. Üç beş haftaya ayrılırlar dedim ama neredeyse 2,5 yıl oldu. Ay birde bir inekliyorlar anlatamam. Bizlere göz açtırmıyor namussuzlar. Şimdi bizde kazıkçı hoca bol ortalamalar yerlerde ama bu akıllılar başka üniversitede yaz okulunda dersleri AA verip ortalamanın kıçını tavana vurduruyorlar. Birde hocalarla araları çok iyi ayyy bakıp bakıp nefret ediyorum. Uzaktan nefret bakışlarımla boğmaya çalışıyorum.

Ben dersleri hakkıyla geçsem de ortayla geçtiğim için ortalama yerlerde, e baba yaz okulu desem bana masraf çıkarma diyor. Adam da haklı ki ben başka şehirde yapabileceğime inanmıyorum Afyondan sonra. Yurtdışı diye beynimi yedikçe bir tırsıyorum. Geziyle bir haftalığına filan gitsem güzel olur da 3-5ay kalamam.
Ben zaten yemek konusunda aşırı problemli biriyim oralarda açlıktan ölür giderim hafazanallah. Hayallerime el sallıyormuşum gibi hissetmeye başladım. Bu nemrutlar benim yerime araştırma görevlisi olur bende ortada bön bön baka kalırım. Yalakalık olayı bana ters hiç yapamam. Ben pazarlık bile yapamıyorum bırak yalakalık yapacağım..düşündükçe fenalıklar geliyor.
Yaklaşık üç haftadır kuzenimin evi okul ve kendi evim arasında mekik dokuyorum. Kaynanası hastanede yatıyor ve kızına bakmak için beni çağırıyor. Artık evdekilere kızıyorum kendinize dikkat edin hasta istemiyorum diye. Çok az kaldı aklımı oynatmama.
Unutmadan geçen Salı günü jandarmalar durdurdu yolda beni. Ayyy Allah’ım hapislerde çürüyeceğim diye içime ağlarken ehliyet ruhsat dedi. Yarım saat cüzdan da ehliyetimi aradım. Bulup verdim sonra baktı elindeki şeyin tuşlarına bastı bekledi, bekledi, bekledi.. Ecel terleri döktüm. Yanıma gelip gidebilirsiniz dedi. Benim bir gidişim var ki sorma uçtum adeta.

Okulda şöyle mi uyusam yoksa bu tarafa doğru mu yatsam ikileminde kaldım. Evet ders bayağı tek düze olunca uyumak çok güzel geldi. Büyük ve zorlu rakiplerim var ne yapsam okulu bırakıp örgü mü yapsam? Hiçte el becerim yok lanet. Ben en iyisi kuaför olayım evet felsefeci olup ne yapacağım? Zaten bir hocamız sürekli deli misiniz ne yapacaksınız yol yakınken kaçın kurtarın kendinizi diyor. Bize potansiyel 12 kedisiyle yaşlanacak bekarlar gözüyle bakıyor. Sanırım haklı olabilir..

Serzenişlerim bitmek bilmez. Bu sadece ölmedim yazısıydı. Daha güldürüklü dönmek ümidiyle hoşçakalınız..

14 Şubat 2016 Pazar

Sosyal Mecralara Girişim..

İnternet camiasıyla tanışmam ilkokulda bilgisayar dersiyle başlamıştı. Hoca ders anlatırken biz bilgisayardan anlayan birine e-mail açsın diye dil döküyor olurduk. O zamanlar MSN diye bir sosyal ağ vardı oradan dizlediğin şarkıyı göstererek mesajlar gönderilirdi. Nickler kanayan güllerin devriydi. Kimse kendi adıyla mail adresi açmazdı ve abuk subuk şeyleri ezberler bu şuydu diye aklımızda tutmaya çalışırdık. Ergenlik yıllarımın en cool olayı havalı bir mail adresi sahib olmaktı.
Sınıfta iki bilemedin üç kişinin evinde internet bulunuyordu. Onlar bu ortamın eski toprakları sayılıyordu. MSN ‘de epey çevreleri vardı bizim gibi sınıftaki kankalarından ibaret değildi. Konuştukları çocuklar vardı. Kardeşimin araştırma ödevlerini fırsat bilip internet kafelere giderdik ödevi masaya oturduğunun 3.dakikasında halletmiş olup kalan zamanı MSN için kullanmak için kendimizi epey geliştirmiştik. Kafeler erkek dolu olduğu için hep gidebildiğimiz yerler olmuyordu. Küçük bir kasabada yaşayınca yeni alternatifler bulmak zorundaydık.
Evinde internet olanlar en yakın arkadaşlarımız olmuştu. Çıkardı dediğini duyar gibiyim hemen çıkar o düşünceyi kafandan! Bizimki paylaşımdı. Onun o geniş arkadaş çevresini bizimle paylaşması. Çünkü paylaşmak güzel şey çocuklarımıza öğretelim. Neyse konumuza dönelim. Bilgisayar konusunda o kadar tazeyiz ki kızın sağ tıklayıp yenile yapmasını hokkabaz izler gibi büyülenerek izliyorduk. ‘’oha bunu yapmayı nerden öğrendin?’’ dediğimizde o da kasılarak ‘’ay canım o da bişey mi?’’diyip klavyede ne kadar hızlı yazabildiğiniz gösteriyordu. Tabi ki ağzımız beş karış açık büyülenmiş gibi bakıyorduk. O dönemin cool eylemiydi onun yapabildikleri. Biz çekirgeleri yetiştirip doğaya saldı. Onun çevresiyle konuşarak bir müddet staj yapmış ve işi kavramıştık. Artık bizde klavyede hızlı yazabiliyorduk. Yem arayan tavuk gibi tık…….tık…..tık diye klavyeyle savaşmıyorduk.
Artık kendi aşk meşk işlerimize başlayabilirdik. Hoşlandığımız çocuğu ekleyip hiç yazmayarak sanki ilgilenmiyormuş edasıyla takılabilirdik. O online mı diye günde 5000 kez arkadaşımızın beynini yiyebilirdik. Tabi bu arada olay iyice yayılmış çoğu eve internet bağlanmıştı. O dönem hızlı gelişmeler oluyordu tabi biz internete yeni alışmışken telefon furyası çıkmıştı. Telefonlu arkadaşlarımızı günden güne artmaya başlamıştı.
Telefonda en havalı şey ise kızılötesi özelliği olmasıydı. Tuşlara basarak melodi yapmak en büyük hobiydi. Anne-babanın telefonunu araklayıp hoşlandığın çocuğu arayıp müzik dinletmek en büyük aksiyondu. Düşündüm de ezberimizin en kuvvetli olduğu dönemlermiş. Herkesin mailini ve telefonunu ezbere biliyorduk. Ödemeli atmak en büyük eğlencemizdi. Bir kere evet iki kere ise hayır demekti. Tasarruflu çocuklardık. O dönem mesajlaşma olayı ağabeylerimiz ablalarımızda vardı. Biz olan kontörümüzle melodi indirirdik. Mesaj atacak kimsemiz yoktu atsak da ödemeli geri dönüş alıyorduk sonuçta. Derken birden yeni bir sosyal ağ patladı. Facebook! İsmail YK şarkılarıyla coşan gençlerken onunda bu alanda şarkı yapması bizi o alanı iteledi. Mail adresi olmayanlar bu defa kesin olarak mail açıp facebook’a kayıt oldular. Burada nick derdi yoktu herkes kendi adıyla vardı. Şimdi düşününce Allah’ım ne korkunç nickleri ezberlemişim hafızamda kazınmış haldeler. Facebook camiasının da bokunu çıkardık. Duvarımıza abu subuk olan ama o zaman bize son derece nlamlı laf sokan beyitler paylaşırdık. Ne dinliyorum özelliği olmadığı için beklediğimiz zat online olunca hemen şarkıyı paylaşırdık üstüne de iğneleyici iki kelam laf yapıştırmak adettendi. Msn camiasını özler olmuştuk. Çünkü orada konuşurken profil resmini çeşitli kanayan gül resimleri atabiliyorduk. Ya da laf sokan yazıları koyup ‘’noldu üstüne mi alındın cınım’’ diyebiliyorduk. Bu yeni camia bizim ağalığımız epey sarstı. Yeni racon yolları bulmak zorundaydık. Şarkıyla laf sokamadı diye depresyona giren arkadaşlarım oldu. Ciddi bir sorundu bu biz ergenler için. Sonra resim paylaşma özelliğiyle hayalleri yıkan etiketlemeler başladı.

‘’ay o kızla mıymış Allah’ım intihar edeceğim ya bu ne? O kıza nasıl bakar..!’’ gibi delirmelere kız tarafı olarak biz maruz kaldık. Zaman geçmiş biz artık lisedeydik. Kız dedikodu grupları iyice oturmuştu. Erkeklerde ise sigara ve alkol kullanmak havalı sayılmaya başlanmıştı. Kızlarda bunları ulu orta ilan ederek kullananlara itici hatta yollu gözüyle bakılıyordu.  Biz kızlar delirirken erkekler rakı sofrası demiyeyim de bira şenliği yaparak içip dertleşirlerdi. Kafası güzel olunca da kıza abuk subuk mesajlar atılır ya da aranıp höykürülürdü.
Hatta benim birbirini zamanında çok seven arkadaşlarım vardı. Kız bizim internet camiasında usta saydığımız kızda yatıya kalmıştı. Çocuksa içmiş kafayı epey bulmuştu. Sonra arkadaşları da ondan farksız olunca ‘’Dur saçmalama’’ diyecek kimse olmayışıyla kızın evine gitmişler. Elinde bisküvisiyle gecenin bir yarısı kıza serenatımsı ilanı aşk etmiş. Ama kız kısmı ve küçük kasaba dedim di mi? Kızlar tutuşup Allah’ın varsa git, nolur git diye camdan yalvarmaya başlamışlar. Sonra ne mi oldu? Bende bilmiyorum orada değildim. Evimde bilmem kaçıncı uykumdaydım. Ertesi gün bu konuyu çok detaylı inceledik. Tabi biz diğerleri için efsane bir aşk olarak adlandırıldı. Kızın o gece yaşadığı korkuysa korku filmlerini solda sıfır bırakacak dereceydi. Bunun tribini uzun süre çekti bizim oğlan.
Kısa süreli beraberlikleri oldu. Çocuk kız için komşunun bahçesinden gül yolmuş okula geliyor. Yolda da internet ustamız olan kızla karşılaşıyorlar. Gülü kıza gösterip fikir almak ister bizim oğlan ama esas kız gülü ustanın elinde görünce seyreyle cümbüşü. Kızların %99.9’u trip o çok net. Bakın içerden bilgi veriyorum size beyler. Tabi bu bütün kızları kapsamıyor mesela ben çok tripli değilim fazla umursamazım. Konumuz ben değilim tabi ki.





O sıralar okuldan kaçmak çok havalı bir eylemdi ama biz iyi aile kızları bunu yapacak cesarete sahip değildik. Asi bir ergen Hacker arkadaşımız vardı. Gerçek hacker değil tabi ki de. Bize göre bilgisayara takla attırabilecek bilgiye sahip kişi hackerdır.  Hacker da okuldan kaçardı daha doğrusu sadece dersten kaçardı okulun bahçesinde bir başına takılırdı. Karnesinde hiçbir olmadığını söyleyip çünkü çoğu sıfır diye anırarak gülerdi. O zamanlar onun serserilik yoluna saptığını düşünürdüm.